|
En son 17 Ağustos 1999 Marmara depremiyle
uykumuzdan uyandık...
Türkiye'nin bir deprem ülkesi ve depremle
karşılaşmanın kaçınılmaz olduğunu...
Türkiye'nin en büyük nüfus yoğunluğuna sahip
şehri İstanbul, 325 yılından bu yana 12 büyük
depreme sahne oldu.
Bunlardan en önemlileri, 1509, 1766, 1894
tarihlerinde gerçekleşti...
1509 Büyük İstanbul Depremi: Küçük Kıyamet
Merkez üssü Adalar yakınında olan depremde, 160
bin kadar nüfuslu kentte 5-6 bin kişi ölmüş,
Fatih Camii, Galata Kulesi önemli hasarlar
görmüş, dalgalar kent içlerine kadar yürümüştü !
10 Eylül 1509 depremi hemen Adalar önünde
oluşmuş ve İstanbul'da büyük hasarlar yapmıştır.
Bu deprem halk arasında Küçük Kıyamet olarak
adlandırılmıştır. Makrosismik gözlemlerin
ışığında bu depremin büyüklüğü Ms > 7.4'tür.
Ambraseys ve Finkel (1990; 1995) bu depreme ait
tarihsel verileri büyük bir titizlik içerisinde
inceleyerek şu bilgileri sunmuşlardır:
Depremden 30 yıl önceki bilgilere göre, İstanbul
ve Galata'nın nüfusu 160,000 civarındaydı ve
35,000 yerleşim birimi mevcuttu. Depremde nüfus
oranı daha fazlaydı..
10 Eylül 1509 depremi sonucunda, 1000 ev yıkıldı
ve 4000-5000 kişi hayatını yitirdi. Ölenler
arasında Osmanlı Hanedanından 3-kişi vardı.
Vezir Mustafa Paşa ve emrindeki 360 atlı süvari
öldü. Bu tarihsel belgelerde, İstanbul ve
Pera'da hasara uğramayan hiç bir evin kalmadığı
rapor edilmiştir.
Bu deprem sırasında, şehir surları da oldukça
büyük hasara uğramış, Eğrikapı'dan Yedikule'ye
kadar yıkım gözlenmiştir. Ayrıca, Edirne kapısı,
Silivri kapısı ve Yedikule gibi ana giriş
kapıları ağır hasara uğramıştır. Ishak Paşa
kapısı, Topkapı sarayı duvarlarının, Hastalar
Kapısı ve Kayıklar kapısı arasında yıkıldığı
gözlenmiştir. Söz konusu duvarlara yakın birçok
evin denize battığı görülmüştür. Galata
duvarları ve Galata kulesinde hasarlar gözlendi.
Fatih Camisi'nde çok ağır hasar gözlendi.
Minareleri, kubbesi, duvarları yıkıldı, demir
parmaklıkları kıvrıldı. Sultan Beyazıt (İmaret)
camisi, medreseler, Karaman pazarındaki birçok
iş yeri, Davud Paşa mescidi, St. John Theologos
kilisesi, Dikilitaş, Beşiktaş gibi birçok
bölgede hasar gözlendi. Bazı belgelere göre,
birçok kervansaray, hamam, mescid yıkıldı.
İstanbul ve Pera'nın bazı bölgelerinde, yerde
yarılmalar, su ve kum fışkırmaları gözlendi.
Deprem sonrasında oluşan dalgalar surları,
Galata ve İstanbul'daki birçok duvarı aşmış ve
hasar oluşturmuştur.
Depremden sonra yapılan tamirlerden
anlaşıldığına göre, Anadolu Hisarı, Yoros
Kalesi, Boğaziçi, Rumeli Hisarı, Kızkulesi,
Haliç ağır hasar görmüş.
Heybeliada ve Burgaz adasında bir çok cami ve
kilise ağır hasar görmüş. Çekmece'de bazı
köprüler, duvarlar ve
Silivri kalesi hasara uğramış.
Gelibolu'dan Edirne'ye kadar birçok yerleşim
birimindeki yapılar ağır hasar görmüş ve
özellikle Çorlu halkı depremden sonraki korkudan
dolayı iki ay kadar yeni yapılan evlere
girmemiş. Bursa şehrinde kısmen hasar gözlenmiş
ve İznik'teki bazı yapılar depremden sonra tamir
edilmiş. Bolu şehrine ait surlar ve kuleler
yıkılmış, fakat ölüm gözlenmemiş.
Bu depremin oldukça geniş bir bölgede,
Yunanistan'dan Mısır-Nil Delta'sına ve hatta
Avusturya'da hissedildiği rapor edilmektedir.
Artçı depremler aylarca sürmüş ve büyük
depremler Edirne'den Athos'a kadar hissedilmiş
(En önemlileri: 23 Ekim 1509; 16 Kasım 1509; 10
Temmuz 1510 ve 26 Mayıs 1511). 10 Eylül 1509
depreminden sonra, Osmanlı Sultanı
İmparatorluğun her bölgesinden toplattığı 66,000
işçi, 3000 ustabaşı ve 11,000 asistanı
görevlendirerek imar işlerini başlatmış. Ayrıca,
halktan deprem için özel bir vergi toplatmış, ve
Mart-Haziran 1510 tarihleri arasında hasarlar
tamir edilmiş.
1766 Yılındaki Büyük İstanbul Depremi
Küçük Kıyamet'ten (1509 Depremi) 257 yıl
sonra:1766 depremi, Padişah çadıra çıkıyor
İzmit'ten Gelibolu'ya kadar uzanan Marmara fay
hattını kıran depremde tsunami dalgaları oluştu,
camiler Topkapı Sarayı ve anıtlar büyük zarar
gördü.
22 Mayıs 1766 depremi Marmara denizinin
doğusunda oluşmuş ve İzmit'ten Tekirdağ'a (Rodosto)
kadar uzanan geniş bir bölgede büyük hasarlar
yapmıştır. İzmit, Bursa, Edirne ve muhtemelen
Gelibolu'ya kadar uzanan bir bölgede yüksek
binalarda ve yapılarda hasar gözlenmiştir. Bu
deprem sonucunda yüksek deniz dalgaları (tsunami
dalgaları) oluşmuş, İstanbul boğazı ve Mudanya
körfezinde önemli ölçüde hasar gözlenmiştir.
Bu depremi izleyen birçok artçı deprem rapor
edilmiştir. En önemli artçı deprem muhtemelen
aynı büyüklükte belki de daha büyük, 5 Ağustos
1766 Mürefte yakınlarında oluşmuştur. Gözlenen
hasarın büyüklüğü ve etki alanından dolayı bu
depreme ait oldukça fazla bilgi ve belge
mevcuttur ve belki de Marmara denizi ve
çevresinde gözlenen, en ince ayrıntısına kadar
detaylı rapor edilmiş tarihsel depremdir.
Osmanlı arşivlerinde bu depremin ardından İzmit
ve İstanbul'da hasar gören cami ve
külliyelerinde başlatılan onarım çalışmalarına
ait belgeler mevcuttur. Özellikle Yunan
kaynaklarında İstanbul'da bulunan yabancı ataşe
ve elçilerin Avrupa'daki basın aracılığıyla
rapor ettiği bu deprem doğrulanmaktadır. Çok
ilginçtir bu depremden 11 yıl önce oluşan ve
Lizbon (Portekiz)'u harabeye çeviren büyük
deprem ile olan ilişkisi ve depremlerin oluşumu
hakkında oldukça fazla spekülasyona sebep
vermiştir.
22 Mayıs 1766 depremi Kurban bayramı'nın üçüncü
günü gün doğuşundan yarım saat sonra perşembe
sabahı oluşmuştur. Rapor edildiği üzere
Güney-Kuzey doğrultusunda hissedilen yeraltı
gürültülerinden sonra yaklaşık 2 dakika süren
ana depremıden 4 dakika sonra daha küçük ölçekli
bir deprem oluşmuştur. Deprem'den hemen sonraki
ilk kayıtlara göre İstanbul'da 850'den fazla ölü
ve birçok yaralı rapor edilmiştir. Ancak, ölü
sayısının az olması depremin sabah namazını
takiben camiler boşaldıktan sonra oluşmasına
bağlanmaktadır. Maalesef, yıkımlar arasından
daha sonra çıkarılan ölü sayısının toplam
4.000-5.000 civarında olduğu rapor edilmiştir.
İstanbul'daki hasar oldukça geniş bir alanda
gözlenmişti. Galata ve Pera 'daki önemli
hasarların yanısıra Boğaziçi'ndeki köylerdede
nisbeten küçük oranlarda hasar gözlenmiştir.
İstanbul'u çevreleyen surlar , özellikle
Yedikule ve Eğrikapı arasında önemli ölçüde
yıkıldı. Yedikule'deki bir-iki kule yıkıldı,
Edirnekapı hasar gördü ve Bahcekapısı ve
Odunkapısı'nın çöktüğü rapor edilmektedir.
En önemli hasar Fatih Sultan Mehmet camisi ve
külliyesi'nde gözlendi. Caminin kubbesi, imaret
ve medrese çöktü. Medrese'de eğitim gören
100'den fazla öğrenci yaşamını yitirdi.
Depremden sonra caminin onarımı oldukça zaman
aldı. Sultan Ahmet Camisi'nin minaresi yıkıldı
ancak Ayasofya ve diğer camiler (Selimiye,
Süleymaniye, Şehzade, Valide ve Nuruosmaniye ve
Laleli) hafif hasar ile bu depremden
etkilendiler. İstanbul'daki bu yıkımlar yabancı
ateşe, elçiler ve misyon şeflerince de rapor
edilmiştir. Bu depremden kiliseler de oldukça
etkilenmiş olmasına rağmen, ayrıntılı kayıt pek
yoktur.
Topkapı Sarayı' ndaki ağır hasardan dolayı
osmanlı sultanı saray bahçesindeki çadırında
uzunca bir süre ikamet etmek zorunda kaldı.
Saray'daki mutfak ve bacaları tamamen yıkıldı.
Eski saray bahçesinde bulunan cezaevinin
duvarlarının yıkıldığı ve savaş esirlerinin
kaçtığı ayrıca rapor edilmiştir. Kadırga 'daki
sarayın onarımı ve Beşiktaş'taki saray'ın
duvarlarındaki yıkım kayıtlarda yer almaktadır.
Bu depremde ayrıca birçok han yıkıldı, özellikle
Vezir Hanı harabeye döndü ve birçok ölüme sebep
oldu. Hırkacılar,Şekerciler, Baltacılar,
Çuhacılar ve Kalpakçılar hanları ağır hasar
gördü. Kapalıçarşı, Örücüler çarşısı ve Mercan
Ağa'daki yıkımlar, Yerebatan sarnıcı ve askeri
birliklerde hasar rapor edilmiştir.
Ayrıca, şehir su şebekesinde ve kanallarında
kırılmalar gözlendi.
Galata ve Pera 'nın önemli bir hasar
almadan bu depremden etkilendiğinin rapor
edilmesine rağmen, Pera'da birçok duvarın ve
bacaların yıkıldığı gözlenmiştir. Galata
kıyılarındaki birçok yerleşim birimini ve daha
kuzeyde İstinye koyunda yıkımlar oluşmuştur. Bu
depremde İstanbul'un 22 km kuzeyindeki Ayvadbend
barajı hasar gördü.
Depremde ki hasarın daha çok İstanbul'un
batısında yoğunlaştığı rapor edilmiştir.
Çatalca, Küçük-Büyük Çekmece, Kumburgaz, Burgaz,
Lüleburgaz, Çorlu ve Tekirdağ (Rodosto)'da
deprem hasarlarının gözlendiği güvenilir
kaynaklarda yer almaktadır. Tekirdağ'ın daha
batısında deprem hasarı ile ilgili pek güvenilir
bir kaynak yoktur. Ancak Gaziköy, Gelibolu ve
Çanakkale boğazında bazı hasarların gözlendiği
rapor edilmesine rağmen bu izlenimler 5 Ağustos
1766 -Mürefte artçı depremiyle ilişkili
olabilir.
Bu depremde gözlenen yıkımlar İstanbul'un
doğusunda daha çok İzmit Körfezi'nde
yoğunlaşmıştır. Bölgede ki birçok kasaba ve köy
de ağır hasarlar gözlenmiştir. Yaklaşık iki
dakika kadar sürdüğü rapor edilen bu depremde
İzmit Mehmet Bey camisinin kubbesi ve Çalık
Ahmet camisinin duvarlarının yıkıldığı ve
depremden sonra gözlenen deniz dalgalarının (tsunami
dalgalarının) limanları kullanılamıyacak
derecede yıktığı rapor edilmektedir.
Marmara Denizi'nin güneyinde Karamürsel'in
batısında birçok köydede (Hersek) ağır hasarlar
gözlendiği bilinmektedir.
Bu deprem Bozcaada, Selanik, İzmir ve güney
Balkan'larda -Sırp kaynaklarına göre-
İstanbul'un 240 km kuzey-kuzeybatısında yer alan
Aytos'da hissedilmiştir.
Galata, Boğaziçi ve Mudanya kıyı şeridinde deniz
seviyesinde yükselmeler gözlenmiş ve Marmara
Denizi'ndeki küçük adacıkların yarı-yarıya
suların altında kaldığı rapor edilmiştir.
Depremden yaklaşık iki ay kadar sonra inşaat
malzemeleri, bina ustaları Midilli'den
Kayseri'ye kadar uzanan geniş bir bölgeden
getirilerek yapım ve onarım çalışmaları
başlatılmıştır. Birçok kamu (idare) binası
yıkılarak yeniden yapılmış ve Fatih Sultan
Mehmet camisi ancak 5 Mayıs 1771'de kullanıma
açılabilmiştir.
1894 İstanbul Depremi
İstanbul, bundan 105 yıl önce 10 Temmuz 1894'te,
"pek çok tahribata ve can kaybına sebep olan"
bir deprem yaşadı. Tarihi kaynaklarda "büyük
hareket - i arz" diye isimlendirilen bu deprem,
Rumi 1310 yılına rastladığından, İstanbul halkı
arasında, "1310 zelzelesi" diye anılır olmuştu.
İstanbul'da, son şiddetli deprem, 1984 yılının
10 Temmuz gününe rastlar. Kayıtlara göre, öğle
üzeri, 12:20'de ya da 12:25'te, müezzinlerin
ezan okuduğu bir sırada, önce hafif bir sarsıntı
ile kendisini hissettirmiş, güney batıdan kuzey
doğuya ve aşağıdan yukarıya olmak üzere, bunu
daha şiddetli sarsıntılar takip etmişti.İstanbul
halkı dehşet içinde sokaklara dökülmüş, "Allah,
Allah" nidaları her tarafta duyulmaya
başlamıştı.Deprem Marmara Denizi'nde de şiddetli
dalgalarla kendini duyurdu. Denizdekiler
mavnalardan, balıkçı teknelerinden, Şirket - i
Hayriye vapurlarından kente baktıklarında, çöken
binalardan yükselen toz bulutlarını görmüşlerdi.
Deniz geri çekiliyor!
Marmara sahillerinde deniz önce 200 metre geriye
çekilmiş, sonra şiddetli dalgalar halinde karaya
vurmuş, kıyılardaki kayıklar, tekneler
parçalanmıştı.İstanbul halkı, kendini sokaklara
dar atmış; evlerde, dükkanlarda hiç kimse
kalmamış, herkes geceyi dışarıda geçirmişti.
Kent, büyük bir yıkıma uğramıştı.
Kapalıçarşı çöküyor!
Kapalıçarşı kelimenin tam manasıyla "bir facia
yeri" idi. Öğle vaktinin halk ve esnaf
kalabalığı, çarşının sokaklarından dışarı
fırlamaya çalıştı. Fakat sarsıntılardan kapılar
kapanmış ve Kapalıçarşı'nın duvarları, içeride
kalanların üzerine çökmeye başlamıştı. Sonunda,
Kapalıçarşı'nın kubbeleri de çöktü! Sirkeci de
yerle bir olmuştu. Bitpazarı, çadırcılar,
yağlıkçılar, Yeniçeriler Çarşısı, Bodrum ve
Kellekesen hanları yıkılmıştı. Uzunçarşı,
Tahtakale, kutucular, kantarcılar baştan başa
harabeye dönmüştü. Gedikpaşa, Kadırga, Kumkapı,
Yenikapı, Langa ve Samatya'da yüzlerce ev
yıkılmış, Adalar'da da büyük tahribat olmuştu.
Heybeliada'daki Ruhban Okulu dahil, birçok büyük
bina, hasar görmüştü.
Camilerin minareleri
İstanbul'un camileri de depremden nasiplerini
aldılar: Edirnekapı, Mihrimah, Kariye
camilerinin minareleri yıkıldı; Nuruosmaniye'nin
girişi çöktü. Kentte, depremle birlikte, yer yer
büyük yangınlar da çıktı. Ancak ilginçtir,
Beyoğlu'ndaki yapılarda, bir hasar meydana
gelmedi. 11 Temmuz 1894 tarihli Sabah gazetesi,
depremi şu satırlarla bildiriyordu: "Dün sabah
beşe çeyrek kala (öğleye doğru), şehrimizde
evvela hafifçe bir hareket - i arz
hissedilmesini müteakip gayet şiddetli bir darbe
ile her taraf sarsılmaya başlamıştır." Sonraki
satırlarda gazete, depremin "10 - 12 saniye
kadar" sürdüğünü, "şiddetli darbeden bir çeyrek
kadar sonra, kısa fasılalarla dört defa daha
hareket olduğunu" ayrıca akşama doğru, "iki
hareket daha" yaşandığını bildirir. İstanbul'da
Fransızca yayımlanan Moniteur Oriental gazetesi
de aynı gün, şu satırlara yer verir: "Dün saat
12:25'te yaklaşık yarım dakika süren şiddetli
bir yer sarsıntısı bütün kentte, tarifi imkansız
bir paniğe yol açtı."
Taksim civarında
Taksim civarındaki mezarlık ve bahçeleri gezen
Moniteur muhabiri "her sınıf ve tabakadan
insanla, karışık alaca bulaca kalabalağı"
anlatır. Şunları yazar: "En yüksek sınıftan
kadınların, saç baş dağınık, ürküntü içinde veya
üstlerine yalnızca bir sabahlık, bir kombinezon
veya jüponla kaçtıkları görülebiliyordu. Her
yerde çığlıklar, gözyaşları, ağlamalar, sinir
krizleri, bayılmalar, Allah'a, Meryem'e
yakarmalar duyuluyordu."
Avrupa basını
Avrupa basını da "1310 zelzelesi"ne geniş ver
verdi. Fransız L'Illustration dergisi, depremin
Parc Saint - Maur gözlemevi tarafından saat
10.50'de kaydedildiğini (Paris saatiyle)
bildirmişti. L'Illustration depremle ilgili
görgü tanıklıklarına da yer vermiş ve
fotoğraflar da yayımlamıştı. Devir, Abdülhamit
devri idi; Şehremini Rıdvan Paşa'nın
başkanlığında bir "komisyon" kuruldu. Yardım
çalışmaları başladı. Ama ortada, anlatılması güç
bir kargaşa vardı. İdare - i Mahsusa ve Şirket -
i Hayriye olağanüstü seferler organize etti.
Şirket'in memurları, iskelelere yığılan çılgın
kalabalığı biletsiz olarak Boğaz ve Rumeli -
Anadolu kıyıları arasında taşıdılar. "1894
Depremi", Bizans'tan günümüze, İstanbul
tarihinin en büyük depremi olmasa bile, "son
şiddetli deprem" unvanını taşır. Ayrıca
İstanbul'da, can ve mal kaybına yol açan 29
deprem arasında, en çok incelenip araştırılmış
sismik olaydır.
Aletsiz rasathane
Depremin merkez üssü, İzmit Körfezi boyunca
Adapazarı'ndan Çatalca'ya uzanan hat
üzerindeydi. Uzun ekseni 175 kilometre, kısa
ekseni de Katırlı - Maltepe arasındaki 39
kilometrelik hat olmak üzere, bir elips içinde
kalan bölge, depremden birinci derecede
etkilendi. Her ne kadar, depremin "9" şiddetinde
olduğu söylenmişse de, bunun günümüzün Richter
ölçeğindeki 9 şiddetine eşit olduğu kuşkuludur.
Çünkü o tarihte, İstanbul'da bulunan ve Kumbari
Efendi'nin yöneticisi olduğu tek rasathanenin
sismik ölçümler yapabilecek araçları yoktu.
(Fetvacı / Orhan Koloğlu, 22 Ağustos 1999,
Milliyet'ten alınmıştır.)
Deprem nedir?
Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani
olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar
halinde yayılarak, geçtikleri ortamları ve yer
yüzeyini sarsma olayına deprem denir. Deprem,
insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle
ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve
üzerinde bulunan yapıların hasar görüp, can
kaybına uğratacak şekilde yıkılabileceğini
gösteren bir doğa olayıdır.
Deprem nasıl oluşur?
Depremlerin önemli bir bölümü yeryüzünden
yaklaşık 670 km. derinliklere kadar uzanan
elastik “üst manto” içinde meydana gelmektedir.
Bu derinlikten daha derinlerde sıcaklık 400
derecenin üzerinde olduğu için, yer değiştirme
hareketi depreme neden olmadan, “krip” denilen
yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde
yutulur. Buna karşılık elastik üst kısımda ise,
her yıl olması gereken birkaç cm.’lik yer
değiştirme, yüzyıllarca birikir ve sonrasında
birkaç metrelik yer değiştirme halinde büyük bir
depremle ortaya çıkar.
Depremin değişik türleri var mıdır?
Depremler oluş nedenlerine göre değişik türlerde
olabilir. Levhaların hareketi sonucu olan
depremler genellikle 'tektonik' depremler olarak
nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhaların
sınırlarında oluşurlar. Yeryüzünde olan
depremlerin yüzde 90’ı bu gruba girer.
Volkanların püskürmesi sonucu oluşan depremler
ise 'volkanik' depremlerdir. Yerin
derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne
çıkışı sırasında, fiziksel ve kimyasal olaylar
meydana gelir ve bunun sonucunda oluşan gazlar,
patlamalara neden olarak bu tür depremleri
meydana getirir. Yanardağlarla ilgili
olduklarından yereldirler ve önemli zararlara
neden olmazlar. Yer altındaki boşlukların
(mağara), kömür ocaklarındaki galerilerin, tuz
ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan
boşlukların tavan blokunun çökmesi ile meydana
gelen depremlere ise 'çöküntü' depremleri adı
verilir.
Fay ne demektir?
Yer altında, iki bloğu birbirinden ayıran bir
bölgedir. Uzunluğu santimetrelerle de
ölçülebilir, binlerce kilometre de olabilir.
Depremlerin büyük çoğunluğu, aslında bir çatlak
olan bu fay hattının sağ ve sol tarafında kalan
blokların, belirli periyodlarla hareket ederek
yer değiştirmesinden meydana gelir.
Fayların da çeşitleri olur mu?
Faylar genellikle hareket yönlerine göre
isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu
meydana gelen faylara 'doğrultu atımlı fay'
denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı bloğun
birbirlerine göreli olarak sağa veya sola
hareketlerinden de bahsedilebilir ki; bunlar sağ
veya sol yönlü doğrultulu atımlı faylara bir
örnektir. Düşey hareketlerle meydana gelen
faylara da 'eğim atımlı fay' denir. Fayların
çoğunda hem yatay, hem de düşey hareket
bulunabilir.
Deprem sırasında fay hattında ne olur ?
Deprem, fay hattı üzerinde meydana gelir.
Aslında bir çatlak olan bu hattın sağ ve sol
tarafında kalan blokların belirli yönlere doğru
kaymaya başlamasıyla, çatlak genişler.
Depremde 'yer yarılması' neden olur ?
Fay hattı çatlağının genişlemesinin yüzeye kadar
çıkması, yer yarılmalarını meydana getirir.
Ancak bu durum bütün depremlerde görülmeyebilir.
Hangi depremlere büyük, hangilerine küçük
depremler denir?
Richter ölçeğine göre 7-7.99 şiddetindeki
depremlere büyük deprem, 2 ve daha küçük
şiddettekilere de küçük depremler denir.
Ana şok ne demektir?
Öncü depremlerle artçı depremler arasında
meydana gelen ve hepsinden daha şiddetli olan
depreme ana şok veya deprem denir.
Öncü deprem nedir?
Bazen büyük bir depremden önce küçük sarsıntılar
olur. Bu küçük sarsıntılara öncü depremler
denir.
Artçı deprem nedir?
Büyük bir depremden sonra belli bir süre daha,
çok sayıda küçük sarsıntılar olur. Bunlara artçı
depremler denir.
Artçı depremlerin de zararları olabilir mi?
Artçı depremler ana şoktan sonra ortalama 2-3 ay
kadar sürebilir. Ancak gün geçtikçe artçı
depremler hem seyrekleşir, hem de şiddetleri
azalır. Ana şokta yıkılmamış bile olsalar,
önemli hasar görmüş olan binalar bu artçı
depremlerde yıkılabilirler.
Tsunami ne demektir?
Odağı deniz dibinde olan 'derin deniz'
depremlerinden sonra oluşan ve bazen kıyılarda
büyük hasarlara neden olan çok büyük dalgalara
Tsunami denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü
Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kişi
ölmüştür.
Odak noktası (hiposantr) nedir?
Odak noktası; yeraltında deprem enerjisinin
ortaya çıktığı, yani depremin başladığı
noktadır. Bu noktaya iç merkez de denir.
Gerçekte enerjinin ortaya çıktığı yer bir nokta
değil bir alandır, ama pratik uygulamalarda
nokta olarak kabul edilmektedir.
Dış merkez (episantr) nedir?
Yeraltındaki odak noktasının, yer üzerindeki
izdüşümüdür. Burası depremin en çok hasar gören
veya en kuvvetli hissedildiği nokta, daha
doğrusu alandır. Depremin merkez üssü de denen
dış merkez alanı, depremin şiddetine bağlı
olarak çeşitli genişliklerde olabilir. Büyük bir
depremde bu alan, bazen yüzlerce kilometreyle
ifade edilebilir.
Odak derinliği nedir?
Depremde enerjinin açığa çıktığı odak
noktasının, yeryüzünden en kısa uzaklığı,
depremin odak derinliği olarak adlandırılır.
Depremler odak derinliklerine göre
sınıflandırılabilirler. Bu sınıflandırma
tektonik depremler için geçerlidir. Yerin 0-60
km. derinliğinde olan depremler sığ deprem
olarak nitelenir. Yerin 70-300 km.
derinliklerinde olan depremler orta derinlikte
olan depremlerdir. Derin depremler ise 300
km.’den fazla derinlikte meydana gelir.
Türkiye’de olan depremler genellikle sığ
depremlerdir. Derin depremler geniş alanlarda
hissedilir, ancak yaptıkları hasar azdır. Sığ
depremlerde ise hasar daha fazla olur.
Deprem şiddeti nedir?
Herhangi bir derinlikte meydana gelen depremin,
yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin
ölçüsü olarak tanımlanır. Diğer bir deyişle
depremin şiddeti; onun yapılar, doğa ve insanlar
üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Şiddet,
depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru
bilgi vermez.
Şiddet cetveli ne demektir?
Depremin şiddeti şiddet cetvellerine göre
değerlendirilir. Diğer bir deyişle deprem şiddet
cetvelleri, depremin etkisinde kalan canlı ve
cansız her şeyin depreme gösterdiği tepkiyi
değerlendirmektedir. Bir deprem oluştuğunda, bu
depremin herhangi bir noktadaki şiddetini
belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler
gözlenir. Bu izlenimler şiddet cetvelinde hangi
şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin
şiddeti, o şiddet derecesi olarak
değerlendirilir.
Deprem büyüklüğü (Magnitüd) nedir?
Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin ölçüsüne
göre tanımlanır. Enerjinin doğrudan doğruya
ölçülmesi olanağı olmadığından, Amerikalı Prof.
C. Richter tarafından 1930 yıllarında bulunan
bir yöntemle, depremlerin aletsel bir ölçüsü
olan 'Magnitüd' tanımlanmıştır. Richter,
depremin dış merkezinden 100 km. uzaklıkta ve
sert zemine yerleştirilmiş özel bir sismografla
kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden
ölçümüdür.
Richter ölçeği nedir?
Depremlerin şiddetini ölçmek için Richter ölçeği
kullanılır. Şiddet ölçüleri öylesine
ayarlanmıştır ki, ölçekteki her birim, enerji
olarak bir öncekinin 30 katıdır. 2’lik şiddet
çok zor hissedilir. Oysa 7’lik şiddet büyük bir
alanda yıkıcı etkiye sahip depremin alt
sınırıdır.
Günümüzde kaç çeşit şiddet cetveli kullanılıyor?
Günümüzde 'Mercalli' ve 'Medvedev-Sponheur-Karnik'
cetvelleri kullanılır. Her iki cetvel de XII
şiddet derecesini kapsar.
Şiddet derecelerine göre depremler ne gibi
hasarlara neden olur?
I. derece: İnsanlar tarafından hissedilmeyip,
ancak duyarlı sismograflar tarafından
kaydedilir.
II. derece: Üst katlarda hareketsiz birkaç kişi
tarafından sezilebilir. Asılı cisimler
sallanabilir.
III. derece: Kapalı yerlerde, özellikle üst
katlarda hissedilir. Duran otomobiller
sallanabilir.
IV. derece: Kapalı yerlerde hissedilir. Tabaklar
ve pencere camları tıkırdar, duran arabalar
sallanır. Binaya çarpan ağır bir kamyon gibidir.
V. derece: Hemen herkes tarafından hissedilir,
uyuyanların çoğu uyanır. İnce cisimler kırılır,
sıvalar çatlar, ağaçlar sallanır.
VI. derece: Herkes tarafından hissedilir, çoğu
dışarı fırlar. Az zarar veren bu şiddetteki
depremde ağır eşyalar hareket eder, biraz sıva
dökülür.
VII. derece: Herkes dışarı koşar. Standart
binalarda az, standartın altındakilerde çok
hasara neden olur. Otomobil kullananlar
tarafından da hissedilir.
VIII. derece: Sağlam yapılı binalar az, sıradan
olanlar çok zarar görür. Baca ve anıtlar
yıkılır. Otomobil kullananlar çok etkilenir.
IX. derece: Bütün binalar çok hasar görür,
temeller kayar. Yerde yarıklar oluşur.
X. derece: Sağlam yapılı ahşap ve taş yapılar
yıkılır. Tren yollarında raylar eğrilir, toprak
çatlar, toprak kaymaları, nehir taşmaları
görülür.
XI. derece: Çok az taş yapı ayakta kalır. Köprü
ve yeraltı boruları parçalanır. Toprakta geniş
çatlaklar, çöküntüler meydana gelir.
XII. derece: Toplu zarar görülür. Toprak
dalgaları, deniz dalgaları gibi görünür. Görüş
çizgisi bozulur.
Bir deprem merkezinin konumu nasıl saptanır?
Bir deprem merkezinin konumu, üç kayıt istasyonu
tarafından, uzaklığı saptanarak bulunur. Her
istasyon P ve S dalgalarının değişik varış
zamanlarını kaydeder ve deprem merkezinden
uzaklığın ölçülmesini sağlayan bir grafik
kullanır. Bu uzaklık daha sonra her istasyon
çevresinde birer dairenin yarıçapı olarak
alınır. Deprem merkezi bu üç dairenin kesişme
noktasında yer alır.
Deprem dalgası nedir?
Depremi oluşturan faylanma ile birlikte, odaktan
çeşitli türlerde sismik dalgalar yayılır. Sismik
dalgalar başlıca iki türdür. Birincil (P)
dalgalar sıkıştırma dalgalarıdır ve kaya
taneciklerinin bir sarmal yay gibi öne arkaya
titreşmelerine yol açar. İkincil (S) ya da
makaslama dalgaları, taneciklerin titreşen bir
gitar teli gibi dalga yönüne dik açıyla gidip
gelmelerine neden olur. P ve S dalgaları yüzeye
vardıkları zaman uzun dalgalara dönüşür ve
bunlar ya yüzey boyunca dalga yönüne dik açıyla
yatay olarak titreşerek ya da deniz dalgaları
gibi hareket ederler. Sismik dalgaların izlediği
yol, kayaların yoğunluğuna göre değişir ve
merkezden uzaklaştıkça eğilir. Birincil (P)
dalgalar gaz, sıvı ve katıların içinden
geçebilir. Bunlar en hızlı olanlardır ve
basıncın doğurduğu koşullar yüzünden mantodan
geçerken hızlarını artırırlar. Bu dalgalar, dış
çekirdekte yavaşlayıp, iç çekirdekte
hızlanırlar. İkincil (S) dalgalar yalnızca
katılardan geçer ve erimiş haldeki yoğun
çekirdeğe giremezler. Dalgalar aşağı indikçe
artan yoğunluktaki tabakalarla karşılaşır ve
onlar tarafından kırılarak ya da bükülerek, eğik
yollar çizerler.
Sismografi nedir?
Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının
yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü
aletleri ve yöntemlerini, kayıtların
değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer
konuları inceleyen bilim dalına denir.
Sismograf nedir?
Sismograflar sismik dalgaları saptayan ve
kaydeden araçlardır. Sismografların çoğunda,
deprem sırasında aracın geri kalan kısmı hareket
ederken, hareketsiz duran sabit bir kütle
bulunur. Bazı sismograflar yatay, bazıları dikey
hareketleri saptar. Dalgaların izi hareketli bir
kağıt şerit üstüne, titreşen bir kalem
tarafından çizilir. P ve S dalgalarının
varışları arasındaki süre hesaplanabilir ve bir
grafiğe geçirilen bu süre, istasyonla deprem
merkezi arasındaki uzaklığı verir.
Deprem olacağı önceden bilinir mi?
Hayır. Deprem herhangi bir yerde ve zamanda
olabilir. Ancak önceden bilinemese de, meydana
gelebilecek hasarlar, yıkımlar, can kayıpları en
aza indirilebilir. Bunun için evlerin, iş
yerlerinin ve insanların, depreme karşı her an
hazır durumda olmaları gerekir.
I., 2. ve 3. derece deprem bölgesi ne demektir?
Geçmiş dönemdeki depremler ve fayların
konumlarının incelenmesi soncunda deprem
bölgeleri belirlenmiştir. Bölgelere taşıdıkları
risk oranına göre numaralar verilir. En fazla
deprem riski taşıyan bölge, I. derece deprem
bölgesi olarak adlandırılır. Derece yükseldikçe
risk azalır.
Depremler önceden belirlenebilir mi?
"Depremler önceden tahmin edilebilir mi? Sorusu
bir çok kişi tarafından bilim adamlarına
yöneltilmektedir. Bu sorunun katı bir bilimsel
değerlendirme içindeki yanıtı "hayır"dır. Ancak,
bu yanıta karşılık, bilim adamlarının dikkatini
çeken ve deprem habercileri olarak da
nitelendirebileceğimiz bazı ilginç olaylar
deprem öncesinde gözlenmiştir(Dr.Philip WATTS,
CALTECH)."
Mevcut bilimsel olanaklarla, oluşabilecek bir
depremin zamanı ve tam olarak koordinatları
bilinememektedir.Ancak Dr.Watts'ında ifade
ettiği gibi deprem öncesinde doğada ilginç
olaylar gözlenmekte, yerküre içerisindeki
jeolojik ve jeofizik değerler
değişmektedir.Günümüzde, doğadaki bu olaylar ve
yerküre içerisindeki bu değişimler belirli zaman
aralıklarında izlenmekte, incelenmekte ve
ölçülmektedir.Bu işlemler sonucunda da son
derece kompleks olan bu doğa olayının önceden
belirlenebilmesine yönelik çalışmalar
sürmektedir. Ancak, günümüzde olası bir depremin
koordinatlarını(yerini), zamanını ve büyüklüğünü
önceden belirleyen bir teknoloji veya yöntem
yoktur.
Depremleri önceden tahmin etme konusunda
Dünya'da tek sayılabilecek çalışma 1975 yılında
Haicheng'te(Mançurya/ÇİN) meydana gelen
depremdir. Şehrin %90'ının yıkılmasına karşın
can kaybı olmamıştır.
Depremlerin önceden belirlenebilmesi için
kullanılan ve gözlenen olaylar şunlardır;
yerkabuğu biçim değişiklikleri, eğim değişimi,
öncü depremler, mikrozoning, odak derinliği, fay
sürünmesindeki değişim, deprem dalga hızları,
yer manyetik alanındaki değişimler, özdirenç,
doğal elektrik alan, yeraltı su düzeyi, kuyu ve
kaynak sularında radon gazı oranı, petrol
kuyularında verim değişimi, yeraltı suyu
içeriğindeki değişimler, tsunamiler, sudaki
kimyasal değişimlerin izlenmesi gibi jeofizik
jeolojik ve jeokimyasal yöntemler
kullanılmaktadır.Ayrıca bazı hayvan ve bitki
davranışlarını da esas alan araştırmalar
mevcuttur.
Depremlerin önceden belirlenmesi araştırmaları
kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile
TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi arasında 18
Nisan 2001 tarihinde imzalanarak yürürlüğe
giren, 2002 ve 2003 yıllarında uygulanan ve yine
2004 yılında da devam edilmesi planlanan
işbirliği protokolü gereğince Marmara
Bölgesi'nde olası deprem etkinliğine bağlı
olarak soğuk/sıcak su kaynaklarında fiziksel ve
kimyasal parametrelerin değişimi ile sismoloji,
GPS (GPS ölçüm profillerini görebilmek için
tıklayınız..) ve Uydu (sıcaklık) verileri
yardımıyla, kabuk deformasyonlarını işaret eden
bazı parametrelerin izlenmesi ve bu
parametrelerdeki anomalilerin, eğer varsa
depremlerle olası ilişkilerinin saptanması
projesi uygulanmaktadır. Marmara Denizi'ni
çevreleyen kara alanında aktif faylar boyunca
ve/veya yakın çevresinde stratejik konuma sahip
soğuk ve sıcak su kaynaklarında kurulacak olan
en az 16 hidrolojik, 8 adet toprak radon gazı ve
3 adet su içerisinde radon gazı ölçüm
istasyonundan alınan veriler günlük bazda ölçüm
yoluyla izlenecektir. Bu projeden; deprem öncesi
kabuk hareketlerinin, yüzeye çıkan suların
fiziksel ve/veya kimyasal özelliklerinde
ölçülebilir ve güvenilir değişikliklere
(anomalilere) neden olduğunun saptanabilmesi
durumunda, yetkilileri depreme karşı uyarma ve
gerekli tedbirlerin alınmasını sağlama gibi
ölçülemez yararlar sağlanacaktır.
Doğada ve hayvanların davranışlarında meydana
gelen değişimlerin, 1 saat ile 3 ay öncesinden
depremi haber verdiğine inanılıyor.
Plajda yengeçlerin dolaşması, tavşan ve
farelerin direklere tırmanması, fay hattının
bulunduğu bölgede oluşan ani sis, denizin çarşaf
gibi düz olması deprem belirtisi olarak
değerlendiriliyor.
Depremden 1-3 gün önce böcek ve hayvan
davranışlarında, 1 saat-1 hafta önce gökyüzünde,
1-3 ay önce bitki ve ağaçlarda, 1 saat-2 hafta
önce deniz ve göllerde, 1 saat-3 ay önce yeraltı
sularında çeşitli değişiklikler gözleniyor.
Çoğu zaman anlam verilemeyen bu değişimler şöyle
sıralanıyor: 'At, eşek ve inekler iplerini
koparıyor, ahır kapılarından dışarı çıkmak
istiyor ve tepelere doğru koşuyorlar. Tavşan ve
fareler binaların üst katlarına kaçışıyorlar,
direklere tırmanıyorlar ve yere inmek
istemiyorlar. Domuzlar toprağı delicesine
eşeliyorlar. Kediler, kutu ya da çöp bidonu
içine giriyorlar, top gibi sıkışıp titriyorlar.
Köpekler, korku dolu hiç durmadan havlıyorlar.
Balıklar, göl ya da deniz tabanının ısınması
sonucu yüzeye yakın yüzüyor, nedensiz bir
şekilde ölüyor ve karaya vuruyorlar. Ördek, kaz
ve kuğular, göle girmek istiyorlar. Göldekiler
de ölüyor. İpek böcekleri arka arkaya
diziliyorlar. Yengeçler plajda dolaşıyor.
Martılar gruplar halinde karaya doğru uçuyorlar.
Karada da gürültülü bir şekilde bağırarak çember
oluşturarak uçuyorlar. Büyükbaş hayvanlar ise
depremden 3-4 gün önce elektromagnetik
ışınlardan etkilenmeye başlıyorlar.'
Karıncalardan haber var
Deprem öncesi değişen hayvan davranışlarından en
önemlisi karıncalarda görülüyor. Bir apartmanın
üçüncü katında aniden çoğalan karıncaların
dikkatlice izlenmesi öneriliyor. Çünkü,
karıncalar deprem öncesi yuvalarını terk ediyor,
ateş üstünde gibi yürüyor, zincir oluşturuyor ve
küme küme toplanıyorlar. Kümelerdeki
karıncaların yüzde 80’inin ölmesi depremin 6.5-7
şiddetinde olacağına işaret ediyor.
Gökyüzündeki değişimler
Güneşin doğuşunda ve batışında ortaya çıkan ışık
huzmeleri, depremden önce görülüyor. Yanan bir
kibrit alevi gibi alev topu gözleniyor. Fay
hattının kırılacağı bölgeyi ani bir sis
kaplıyor. Olağan dışı mor, yeşil, kırmızı, mavi,
pembe renkli yıldırımlar meydana geliyor. Açık
havada yeşil, siyah ve mavinin egemen olduğu
kısa gökkuşağı oluşuyor. Havada aşırı sıcak ve
sıkıntı meydana geliyor. Parlak bir gökyüzü
içinde yıldızlar elle tutulacak kadar yakın
görünüyor. Yerden anlam verilemeyen bir uğultu
duyuluyor.” Depremden 1-3 ay öncesinde ise meyve
ağaçları erken çiçek açıyor ve erken meyve
veriyor. Ot ve ağaçların dallarının yüzeyleri
kızarıyor ve yanıyor.
Deniz ve göl değişimleri
Depremden 1-2 iki hafta önceden kıyıları deniz
basar. 1-5 saat öncesinden deniz kıyıdan
çekilir. 1-5 saat öncesine kadar çarşaf gibi düz
olan denizde, gemi geçmiş gibi dalgalar oluşur.
Deniz çarşaf gibi düzgün olur. Deniz, kuyu ya da
gölde bolca hava kabarcığı görülür. Deniz
tabanındaki ısınmadan dolayı suyun ısısı da
normalin üzerine çıkar.
Yeraltı sularında değişim
Su basıncında 1-1.5 barlık artış meydana
geliyor. Su olağan sıcaklığın 1-2 derece
üzerinde ısınıyor. 1-2 hafta öncesinden yeni
kaynak oluşuyor ya da var olan kaynak
kuruyabiliyor. Karbondioksit, metan ve özellikle
radon gazı içeriği artıyor, kuyuları sis
kaplıyor. Suyun tadı acılaşıyor ya da
tatlılaşıyor. Sudan çürük yumurta ve kükürt
kokusu geliyor. Radon, civa, helyum,
karbondioksit artışı gözleniyor. Su içinde hava
kabarcıkları oluşuyor. Dere suları kesiliyor,
kuruyor ya da çoğalıyor.
Memeliler
İnsan: İştahsızlık, mide bulantısı, kusma, burun
kanaması, baş dönmesi, sinir bozukluğu, tansiyon
yüksekliği, kalp rahatsızlığı, esneme. Devamlı
uyuma isteği.
Köpek: Çok yüksek sesle, uluma ve ağlama,
havlayarak sahibini bina dışına çıkarma, bir şey
yememe, tek doğrultuda koşturup geri dönme,
toprağı kazma, göğe bakma, yeri dinleme,
sahibini ısırma, ortadan kaybolma, kümeleşme.
Kedi: Evi terk etme, ortadan kaybolma, huzursuz
ve hazince ağlama, yavrusunu bina dışına taşıma,
tırmanma, karın üzeri yerde sürünme, sahibinin
kucağından inmeme, sahibini ısırma, yemek
yememe. Kutu ya da çöp bidonu içine atlama. Top
gibi sıkışıp, şiddetle titreme. Büyükbaş
hayvanlar: 3-4 gün önce elektro magnetik
ışınlardan etkilenmeye başlarlar.
Koyun: Hazince meleme, kümeleşme. İnek: Böğürme,
kümeleşme, tek doğrultuda dizilme, otlaktan
ahıra dönmemekte ısrar, sağılırken
saldırganlaşma, sahibine yakın durma isteği.
At, eşek, inek: Tepinme, horuldama, sıçrama,
çiftlikten kaçma. Ahır kapılarından dışarı
çıkmak isteme. Tepelere doğru koşma.
Tavşan ve fare: Yapıların üst katlarına
kaçışırlar. Direklere tırmanırlar. Yere inmek
istemezler.
Kuşlar
Muhabbet Kuşu: Yüksek sesle ötme, çırpınma, gece
bile uçma ve yürüme, yememe, neşeli ötmeme.
Martı: Çembersel olarak uçarlar.Gökyüzünde
ağlama, gece bile denizden karaya doğru uçma,
çatılarda kümeleşme.
Yarasa: Dinlenmeksizin daire çizerek uçmak.
Karga: Garip bir şekilde bağırma, pencerelere ve
arabaların metalik kısımlarına pike yapma, hava
sıcak olmasına rağmen çatılarda kümeleşme.
Kırlangıç: Dinlenmeksizin dairesel olarak uçma,
göç zamanı olmamasına rağmen tek doğrultuda göç.
Ördek, kaz, kuğu: Göle girmek istemezler.
Göldekiler ölebilir.
Horoz: Zamansız ötme, tek doğrultuda yukarı
doğru sıçrama, telaşla çığlık atma, çırpınma.
Balıklar
Balıklar: Göl ya da deniz tabanının ısınması
sonucu yüzeye yakın yüzerler. Yılan balıkları
ortadan kaybolur.Balıklar nedensiz bir şekilde
ölürler.
Sürüngenler
Yengeç: Plajda yengeçler dolaşır. Deniz
diplerindeki doğal ortamları terk ederek deniz
ortasında yüzme, deniz kıyısında ölü yengeç
kümeleri.
Kertenkele: Evleri istila etme.
Yılan: Toprak altında çıkarak yeryüzünde
kümeleşme.
Kurbağa: Neşeli ötmeme, doğal ıslak
ortamlarından taş üstüne ya da kuru otlara
çekilme, evlere kadar tırmanıp, camlara yapışma.
Böcekler
Sivrisinek: Ortadan kaybolma ya da aşırı
çoğalma.
Sinek: Ortadan kaybolma, insanlara yapışma ve
saldırgan biçimde ısırma, dönerek uçma ve
vızıldama.
İpek: Arka arkaya dizilirler.
Arı: İnsanları saldırarak sokma, vızıldama.
Karınca: Yavrularıyla birlikte yuvayı terk etme
ve ağaçlara tırmanma, evleri istila.
Örümcek: Evleri istila.
Çekirge: Hiç ötmeme, kümeleşme.
Hamam böceği: Üst kat evlere kadar çıkarak
pencerelerde kümeleşme.
Yer solucanları: Ev içlerine girme.
Gökyüzü ve atmosfer
Işıma: Depremden hemen önce başlayıp deprem
anına kadar görülen kırmızı, mavi ve yeşil
renkli ışımalar.
Sis: Depremden birkaç saat önce siyah - gri
renkle başlayıp deprem sırasında aniden bastıran
yoğun şekilde sis.
Bulut: Depremden 1 ile 12 saat önce görülebilen
çizgiler halinde dizilmiş bulutlar (Kenarları
taras taras, saçaklı görünüşlü).
Gökyüzü: Kızıl, pembe, kırmızı, turuncu renkli
gökyüzü 7'den büyük depremden bir iki ay önce, 4
büyüklüğündeki depremlerden ise 7 - 8 gün önce
görülebiliyor.
Ay: Sönmüş ya da kırmızı renkli ay depremden bir
gün önce ortaya çıkabiliyor.
Ateş topları: Ufo olarak yorumlanan kırmızı,
mavi, yeşil ya da floresan lamba ışığı
parlaklığında ateş topları bir ay öncesinde
görülebiliyor. Sürekli ufolarla karıştırılan bu
ışıma ve ışık oyunları tamamen çalışmalarımızı
kapsayan bir tepkimedir.Faylardaki gerilmeden
dolayı ortaya çıkan elektrik partiküller, ısı
sonucu oluşan su buharına tutunarak yükselmeye
başlıyor ve belli bir yükseklikte soğuk hava ile
karşılaşan su buharı kaybolarak içindeki
partikülleri serbest bırakıyor. Bu serbest
bırakış esnasında oluşan ışıma daha çok gece
görünebiliyor. Yüzlercesinin aynı anda
gerçekleştirdiği bu olaydaki ışık sönümlenmesi,
hızı insan gözü tarafından bir ışık topu gibi
göründüğü için sürekli olarak ufo olayları ile
karıştırılıp yanlış bilinçlenmelere ve tepkilere
neden oluyor. Bu türden olaylar depremden kısa
bir süre önce başlayıp, depremden sonra da bir
miktar devam edip sonra bitiyor.
Yıldız: Yere çok yakın, çok sayıda ve çok parlak
yıldızlar depremden bir gün önce ortaya çıkıyor.
Rüzgar: Aniden çıkan, çok şiddetli esen, yazın
bile üşüten rüzgar depremden 10 - 12 saat önce
ortaya çıkıp bir kaç dakika kala bitebiliyor.
Hava: Uzun süren aşırı sıcak, nemli, yağmursuz,
rüzgarsız ve çok sıkıcı havalar.
Deniz ve kara
Deniz, kuyu, kaynak ve kaplıca sularında
sıcaklık artışı, ani ve sebepsiz dalgalar, deniz
dibinde hareketlenme, deniz suyu yüksekliğinde
artış, deniz kıyısında çamurlaşma ve midye,
yosun, balık ve ölü yengeçlerde birikim, deniz
dip balıklarının denizin orta ve yüzeyinde
yüzmesi, deniz kıyısında kümeleşmiş balıkların
insanlardan ürkmemesi, kümeleşmiş yunus
balıklarında panik halinde göç, depremden 7 - 8
gün önce balıkçı kayıtlarına göre yakalanan
balık miktarında önemli bir artış. Karada toprak
altından gelen deniz dalgası sesi.
Deniz ve göl
Su seviyesi: Alçalma, yükselme.
Su basması: Bir iki hafta önceden kıyıları deniz
basar.
Su çekilmesi: 1 ile 5 saat öncesinden deniz
kıyıdan çekilir.
Dalgalar: 1 ile 5 saat öncesine kadar çarşaf
gibi düz olan denizde, gemi geçmiş gibi dalgalar
oluşur.
Düz Deniz: Deniz çarşaf gibi düzgün olur.
Hava kabarcığı: Deniz ya da gölde bolca hava
kabarcığı görülür.
Isınma: Deniz tabanındaki ısınmadan dolayı suyun
ısısı da normalin üzerine çıkar.
Kuyu ve kaplıcalar
Terkiplerinde değişiklik, alçalma, ya da
yükselme, ısı değişimi görülür.
Yeraltı suları
Su verimi: 1 ile 4 litrelik verim artışı olur.
Basınç artışı: Su basıncında 1-1.5 barlık artış
olur.
Su sıcaklığı: Olağan sıcaklığın 1-2 derece
üzerinde ısınır.
Yeni kaynak: 1 ile 2 hafta öncesinden yeni
kaynak oluşur ya da var olan kaynak kuruyabilir.
Su gazları: Karbondioksit, metan ve radon gazı
içeriği artar.
Su tadı: Su acılaşır ya da tatlılaşır.
Suda koku: Çürük yumurta ve kükürt kokusu gelir.
Su kimyası: İletkenlik, radon, cıva, helyum,
karbondioksit artışı gözlenir.
Kabarcıklar: Su içinde hava kabarcıkları oluşur.
Dere suları: Kesilir, kurur ya da çoğalır.
Elektronik cihazlar
Kuvars saat: Şaşırtıcı bir biçimde normalden
ileri ya da geri kalması.
Floresan lamba: Depremden birkaç dakika önce ani
voltaj düşüklüğü Nedeniyle sönükleşme ya da ani
parlama.
Telsiz: Parazitleşmeler nedeniyle konuşmaların
dinlenememesi.
Telefon: Depremden birkaç dakika öncesinde
telefonun kendiliğinden çalması.
Cep telefonu: Ani şarj bitmesi, tarihinde ,
saatinde değişmeler.Depremden birkaç dakika
öncesinde cep telefonu üzerindeki küçük renkli
lambaların, yanıp sönme frekansının değişimi,
deprem sırasında ışık yayması.
Araba motoru: Depremden birkaç dakika önce
çalışan motorda anlaşılmaz gürültü, motorun ters
yönde döndüğünün fark edilmesi.
Oto teybi: Hafıza karışıklığı, kanal atlama.
Radyo: Parazitleşme, kendiliğinden kanal
karışıklığı, yankılanma.
Televizyon: Depremden günler önce başlayan
parazitleşme, kendiliğinden kanal atlama, ses
şiddetinin kendiliğinden yükselip alçalması,
uzaktan kumanda aletinin çalışmaması.
Video: Kapalı olmasına rağmen kendiliğinden
açılıp kapanma.
Çamaşır Makinesi: Boşaltma motorunun
çalışmaması.
Buzdolabı: Normalde çok sessiz çalışırken garip
sesler çıkarma.
Pusulalar: Kendiliğinden ani sapmalar.
Bitkiler
Meyve ağaçları: Erken çiçek açar ve erken meyve
verir.
Ot ve ağaç dalı: Yüzeyleri kızarır, yanar.
Erguvan ağacı: Ağaç yapraklarında normal
döneminden önce sararma ve dökülme, bazı
türlerinde kuruma.
Begonya: Saksı çiçeklerinde içe doğru kıvrılarak
kapanmış ve buruşmuş yapraklar, normalde çiçek
açarken deprem öncesindeki yaz çiçeklenme
olmayışı.
Yaprağı Güzel: Yaprakların aniden solması,
büzülmesi ve kuruması.
Çam ağacı: Yeni sürgün sayısında hızlı artış,
dalların gövdeye bağlı kısımlarındaki
yapraklarda deprem sonrasında yanık gibi
kavrulma tespiti.
Paşa kılıcı: Yeni sürgün sayısında hızlı artış
ve hızlı büyüme.
Afrika kökenli salon bitkileri ve akşam sefası:
Suyu çekilircesine yapraklarda solma.
Son 2 saat belirtileri
Çevre dinlenmesi: Doğada tam bir sessizlik.
Hayvan sesleri olmayacak. Uğultu kesin değil ama
olabilir.
Gökyüzü izlenmesi: Gök cisimlerinin yakınlığı,
gökte ya da yerde mavi, sarı alev topları.
Karıncaların banyo ve wc. lere hücumu ve bir
zincir halinde yukarılara , çatıya doğru
tırmanmaları. M 7 üstü beklendiğinde % 90 ının
kendiliklerinden ölümü.
Deniz analarının ışık saçması.
Denizde fay geçen yüzeyde görünümün düz, diğer
tarafların dalgalı oluşu.
Deprem sisi. (Bildiğimiz sis görüntüsü)
MR çekilememesi.
Kuaförlerde fön çekilememesi (Saç tellerinde
aşırı elektriklenme nedeni ile).
Mıknatısların asılı bulundukları yerden yere
düşmesi. (M7 civarlarındakinde) . Genelde
büyükçe bir mıknatıs buzdolabı kapağına
yerleştirilerek gözlem yapılır.
Kaynaklar:
http://www.dohad.org/
http://www.adresdergi.com.tr/
http://www.ibb.gov.tr/
www.ogretmenlersitesi.com
|