|
Dünya Kadınının ortak sorunu; Şiddet, taciz,
ayrımcılık
Dünya Kadınlar gününün "resmi olarak" 28. yılını
kutluyoruz...
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak
yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8
Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde
başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında
çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma
koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı
grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı
sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can
verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın
kişi katıldı.
1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde
toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar
toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti
önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını
yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün
Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını
önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy
hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü
önerisi oy birliği ile kabul edildi.
1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden
Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977
tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya
Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya
barışını güçlendireceği kabul edildi.
Aradan yıllar geçti...
Peki ne değişti?
Kadın yine baskı altında, yine iş hayatında
yerini istediği gibi alabilmiş değil, sözlü ve
fiziksel şiddet görmekte, hala siyasette kendini
tam anlamıyla temsil edememekte...
1557 kadın ve 993 erkekle yapılan 'Türkiye’de
Kadınların Siyaset, Üst Yönetim ve İş Yaşamına
Katılımı' başlıklı araştırma, yüzde 92.27’lik
bir oranla 'çalışmak isteyen her kadının
çalışabilmesi gerektiğini' ortaya koyuyor.
KADININ ÇALIŞMA ENGELİ; ERKEK EGEMEN TOPLUM
Kadınların yüzde 18.2’si çalışmama nedeni olarak
'ailedeki erkeklerin izin vermemesi'ni gerekçe
gösterdi. Katılımcıların yüzde 65.1’i kadınlara
siyasette fırsat tanınmadığını belirtirken, bu
oran kadınlar arasında yüzde 74 olarak saptandı.
'Çalışan bir kadının namusunu koruyamayacağı'
önermesine katılımcıların sadece yüzde 7.6’sı
katılırken, 'kendi çevresinde, çalışan kadınlara
kötü gözle bakıldığını' söyleyenlerin oranı
yüzde 20.3, 'eşini çalıştıran erkeklerin
ayıplandığını' belirtenlerin oranı ise yüzde
21.6 oldu. Katılımcıların yüzde 92.2’si 'çalışan
kadının kendisine saygısının artacağını', yüzde
87.2’si 'aileden zengin de olsa çalışmanın
kadını daha iyi vatandaş yapacağını', yüzde
92.2’si 'çalışmak isteyen her kadının
çalışabilmesi gerektiğini' düşünüyor.
Ücretli bir işte çalışmayan kadınların yüzde
23.6’sı, çalışmama nedenleri arasında 'küçük
çocuklarına bakmak zorunda olmalarını'
gösterirken, bunu yüzde 18.2 ile 'ailedeki
erkeklerin izin vermemesi', yüzde 18.1 ile de
'iş bulamamak' takip ediyor. Katılımcıların
yüzde 93.6’sı 'çalışan evli kadınların eşlerinin
de ev işleri ve çocuk bakımını paylaşmaları
gerektiğine' inanırken, bu oran kadınlarda yüzde
97.7. 'Ev hanımlarının eşlerinden maaş almaları
gerektiği' fikrine kadınların yüzde 21.4’ü,
erkeklerin ise yüzde 9.8’i katılırken, devletin
kreş ve çocuk yuvaları açmasını destekleyenlerin
oranı yüzde 95.6 oldu.
Katılımcıların yüzde 97.1’i 'eşlerinin kötü
muamele ettiği kadınlar ve çocukları için
sığınma evleri açılmasını' destekledi.
'İşyerinde cinsel taciz' konusunun da ele
alındığı araştırmada, katılımcıların yüzde 14’ü
'bu tür bir davranışa muhatap olmuş kadın
tanıdıkları olduğunu' belirtirken, işyerinde
cinsel tacizin kadınların işlerinde
ilerlemelerini engelleyen bir unsur olarak
görüldüğü kaydedildi.
KADINA YÖNELİK ŞİDDET DÜNYANIN HER ÜLKESİNDE VAR
Uluslararası Af Örgütü, kadına yönelik şiddetin
yaşamın her alanında dehşet verici oranda
arttığını açıkladı.
Araştırmalar, cinsiyet ayrımcılığı ve şiddetin
tüm dünyada hızla sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye’deyse kadınların büyük bir kısmı
şiddetle, daha evliliklerinin ilk yıllarında
tanışıyor.
Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme
Derneği’nin dünyada ve Türkiye’de çeşitli
araştırmalara dayanarak açıkladığı verilere
göre, kadınların en büyük sorunu dayak.
Türkiye’de evliliklerin ilk 3 yılında
üniversiteli kadınların yüzde 73’ü, gecekondu ve
kırsal kesimde yaşayan kadınların ise yüzde 90’ı
şiddete maruz kalıyor.
Erkeklerin yüzde 45’i kadının kendisine itaat
etmemesi durumunda dövme ve tecavüzü hak
görüyor. Erkeklerin yüzde 23’ü eşine tecavüz
ediyor. Ekonomik yaşamda da kadınların sorunları
açısından geçen yıllara göre gözle görülür bir
iyileşme yok. Çalışabilir kadınlardan ancak üçte
biri istahdam edilebiliyor. Toplam 5 milyon
sigortalının yüzde 12’sini yani 600 binini
kadınlar oluşturuyor.
Diğer ülkelerin durumu da Türkiye’den pek farklı
değil. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı
raporda, dünyada her üç kadından birine tekabül
eden bir milyara yakın kadının dövüldüğü, seks
yapmaya zorlandığı veya taciz ve şiddetin bir
başka şeklini yaşamak zorunda bırakıldığı
belirtilen raporda, bu şiddeti yaratanların da
genellikle kadının yakınındaki erkekler ya da
aile bireyleri olduğu kaydedildi.
POLİSİN GÖZÜ ÖNÜNDE 52 BIÇAK DARBESİ
Adana'da nikahsız eşi Aydın Kara tarafından 52
kez bıçaklanırken polisin izlemekle yetindiği
Ayşegül Porsuk o kötü günlerin izini ömrü
boyunca yüzünde, vücudunda ve ruhunda
hissedecek...
2 çocuk annesi Ayşegül Porsuk'un, hastane
odasında kendine geldiğinde il sözü; ‘‘Ölümden
döndüm. Ama en çok da yüzümde yara izi
kalmasından korkuyorum’’ olmuştu..
AİLESİ TARAFINDAN TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLEN KADIN
Şemse Allak, gayri meşru ilişki sonucu hamile
kaldığı gerekçesiyle ailesi tarafından
taşlanarak ağır yaralanmış ve kısa bir süre
sonra yaşamını yitirmişti.
Şemse'nin yaşadığı, Mardin'in Yalımlı beldesi
sakinleri ise Allak'ın ölmesinin iyi olduğunu
belirtmişlerdi...
Çünkü eğer Şemse ölmeseydi, onu hamile bıraktığı
öne sürülen ve Allak'ın yakınlarınca öldürülen
kişinin akrabalarının, Allak'ın kardeşini
öldürmek zorunda kalacaklarını, böylece kan
davası başlayacağını öne sürmüşlerdi....
ÖLDÜRÜLDÜ VE YAKILDI
Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde 6 çocuk
annesi 34 yaşındaki Naciye Atmaca, aile
meclisinin verdiği ölüm emri üzerine üç erkek
kardeşi tarafından kurşunlandıktan sonra
yakıldı.
Yasak aşk iddiası nedeniyle katledilen kadının
katil zanlılarını, yarısı yanmış bir aşiret
eşarbı ele vermişti...
KARDEŞİ KARDEŞE ÖLDÜRTEN "TÖRE CİNAYETİ"
22 yaşında hayata gözlerini yumdu Güldünya
Tören..
Bir akrabası tarafından tecavüze uğramış, hamile
kalmış, dünyaya getirdiği bebeğini bir
akrabasına vermiş, ailesi tarafından İstanbul'a
gönderilmişti...
2 erkek kardeşi, onu İstanbul'da sokak ortasında
kurşun yağmuruna tutmuştu...
Yaralı olarak hastaneye kaldırılan Güldünya,
yine kardeşleri tarafından kafasına sıkılan tek
kurşunla öldürülmüştü...
BERLİN'DE TÖRE CİNAYETİ
Almanya'nın başkenti Berlin'de 7 Şubat'ta Hatun
Sürücü (23) isimli Türk bayan, 3 kardeşi
tarafından töre cinayetine kurban gitti.
Henüz 16 yaşında iken Türkiye'de bir akrabasıyla
evlendirilen Hatun Sürücü, eşiyle geçinemeyip
bir yıl sonra hamile olarak Berlin’e geri döndü.
Genç kadın, 7 Şubat Pazartesi akşamı Berlin-Tempelhof’taki
Oberlandgarten caddesinde otobüs beklerken, oğlu
Can'ın gözleri önünde başına kurşun sıkılarak
öldürüldü.
Olayla ilgili, kurbanın 3 kardeşi Mutlu (25),
Alpaslan (23) ve Ayhan (18) hakkında tutuklama
kararı alındı.
Bu en son duyduğumuz 'namus adı altında
işlenmiş' bir töre cinayetiydi...
CİNAYETLERİ 15-18 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR İŞLİYOR
Yapılan araştırmalara göre, töre cinayetine
kurban gidenler 12-20 yaş arasında, ailenin
karşı çıktığı bir ilişkiye giren genç kızlar ile
aile zoruyla veya akrabadan kişilerle imam
nikâhıyla evlendirilmiş kadınlar oluyor.
''Ölüm kararını'' 18 veya 15 yaşın altındaki
erkek çocuklar yerine getiriyor. Bu tür
cinayetler genellikle iyi planlanıyor, kaza süsü
veriliyor ve suçu işleyenler cezadan tümüyle
kurtulmaya çalışıyor.
Töre cinayetlerinde ceza indirimi uygulamasından
vazgeçilmesi yönünde 9 Ocak'ta önemli bir adım
atıldı.
TCK Alt Komisyonu, ‘‘haksız tahrik’’ maddesini,
‘‘haksız fiil’’ olarak değiştirdi.
Böylece ‘‘tahrik’’ sonucu suç işlediğine karar
verilenler ceza indiriminden
yararlanamayacaklar. Buna göre; 'Haksız bir
fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli
elemin etkisi altında suç işleyen kimseye
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18
yıldan 24 yıla, müebbet hapis cezası yerine 12
yıldan 18 yıla kadar hapis cezası' verilecek.
TÖRE CİNAYETİNİ DİN ONAYLAMIYOR
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu,
cinayetlerin artık işlenmemesi gerektiğini
belirterek, ''İnsanların dini bilgisi az olduğu
için, toplumdaki gelenekleri dinin onayladığını
sanıyorlar'' dedi.
Toplumda kadına, çocuklara karşı bir ayrımcılık
söz konusu olduğunu ancak bu ayrımcılığı
İslam'ın kesinlikle onaylamadığını belirten
Bardakoğlu, ''İnsanların dini bilgileri yeterli
olmadığı için, toplumdaki gelenekleri dinin
onayladığını sanıyorlar. Oysa bu yanlış'' diye
konuştu.
Törenin din gibi algılanmasının çok yanlış
olduğunu ve töre cinayetlerinin artık
işlenmemesi gerektiğini kaydeden Bardakoğlu,
insanların, kendi yanlışlarının din tarafından
onaylanmasını istediklerini ve bunu böyle
sunduklarını ifade etti. Bardakoğlu, ''Bütün bu
olumsuzluklar, dinin özünden kaynaklanmaz''
dedi.
ABD'DE KADIN HER 15 SANİYEDE BİR DAYAK YİYOR
Dünyanın her ülkesinde kadının dayak yemesi
önemli sorun teşkil ediyor..
Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı raporda
kadına yönelik şiddetin dehşet verici oranda
arttığı ve her 15 saniyede bir kadının eşi ya da
sevgilisi tarafından dövüldüğü belirtildi.
Örgütün raporunda, şiddetin kadını sokakta,
yatak odasında ve hatta savaş
alanlarında bulduğu ve kadınların şiddete
acımasız bir şiddete hedef oldukları belirtildi.
Dünyada her üç kadından birine tekabül eden bir
milyara yakın kadının dövüldüğü, seks yapmaya
zorlandığı veya taciz ve şiddetin bir başka
şeklini yaşamak zorunda bırakıldığı belirtilen
raporda, bu şiddeti yaratanların da genellikle
kadının yakınındaki erkekler ya da aile
bireyleri olduğu kaydedildi.
Raporda, Zambiya'da her hafta 5 kadının eşi,
sevgilisi ya da aile bireyleri tarafından
öldürüldüğü, dünya genelinde her beş kadından
birinin yaşamında tecavüze uğradığı ya da sekse
zorlandığı vurgulandı.Tecavüzün bir savaş silahı
haline bile getirildiğine dikkat çekilen
raporda, ''Savaşların da kadınları çökerten ve
onları çaresizliğe iten bir etkisi var. Bu bazen
savaşın gerçek dehşetini bile geride
bırakabilecek kadar acımasızlaşabiliyor''
denildi.
Her yıl yaşları 5 ile 15 arasında değişen 2
milyona yakın kız çocuğunun fahişeliğe
zonlandığı ve kadınların fuhuşa zorlanmasıyla
ortaya çıkan ticaretin boyutunun yılda 7 milyar
dolara kadar yükseldiği kaydedilen raporda,
dünyanın en ileri ülkesi sayılan ABD'de bile her
15 saniyede bir kadının eşi ya da sevgilisi
tarafından dövüldüğü, her 90 saniyede bir
kadının tecavüze uğradığı bildirildi.
Fransa'da her yıl 2500 kadının tecavüze
uğradığına da işaret edilen raporda, dünyada
tecavüze uğrayan kadınların büyük bölümünün de
ailelerinin ''namuslarını temizleme'' kaygıları
yüzünden kendi yakınları tarafından
öldürüldükleri ifade edildi.
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Irene
Khan, kadına yönelik şiddet karşıtı yeni bir
kampanya başlattıklarını açıklarken, ''Bu,
sadece başkalarına değil, size, sizin en
yakınınızdaki kadınlara yönelebilen bir şiddet
ve biz hepimiz buna karşı ayağa kalkıp hayır
demezsek, bu hep olacak, asla bitmeyecek'' dedi.
Afrika'da AIDS hastalığına yakalananların yüzde
60'ının kadın olmasının anlamlı olduğuna dikkati
çeken Khan, bazı Afrika ülkelerindebir bakireye
tecavüz etmenin hastalığı iyileştireceğine dair
yanlış bir inanış bulunmasının bu yayılmada
etkili olduğunu bildirdi. Khan, bütün dünyada
135 milyon kadının sünnet edildiğini ve bu
sayının her yıl iki milyon arttığını belirtti.
"PENCEREDEN BAKMAK" DAYAK SEBEBİ
Güneydoğu'da şiddete maruz kalan kadınların
dayak yeme nedenleri arasında ilginç gerekçeler
yer alıyor. Kadınların şiddete uğrama nedenleri
arasında en çok ''pencereden uzun süre dışarıyı
izleme'', ''yolda karşılaştığı erkek arkadaşına
selam verme'', ''eve gelen sessiz telefonlar'',
''pazarlamacıyla yapılan uzun sohbet'' ve
''giydiği elbise'' gibi gerekçeler bulunuyor.
TÜRKİYE'DE KADIN
Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel
Müdürlüğü’nce yapılan bir araştırmaya göre;
Aile içi suçların yüzde 87’si, kadınlara karşı
işleniyor.
Varoş olarak nitelenen gecekondu semtlerindeki
kadınlar arasında yapılan araştırmada,
kadınların yüzde 97’sinin aile içi şiddete maruz
kalıyor.
Ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel, yüzde 53’ünde
ise sözlü şiddet görülüyor.
Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda
bulunan kadınların yüzde 39.6’sı işsiz, kentli
kadınlarda bu oran yüzde 37.4 iken kırsal
alandaki kadınlar için bu oran yüzde 45.3’e
ulaşıyor.
Kadınları yüzde 20’si okuma yazma bilmiyor.
Üniversite ve diğer yüksek eğitim kurumlarında
görev yapan toplam 53 bin 805 öğretim elemanının
17 bin 828’i kadın. Yani kadın öğretim
elemanlarının tüm öğretim elemanlarına oranı
yüzde 33.1 oranında.
Türkiye’de kadınların yüzde 40’ı görücü usulüyle
evleniyor, yüzde 20’si ise nikahsız yaşıyor.
Eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek
öğrenim görüyor.
Kadınların yüzde 55’i doğum kontrolü uygularken,
yüzde 64’ü hamilelik döneminde doktora gitmiyor.
Yılda 2 bin 500 kadın anne olmak isterken
yaşamını yitiriyor.
Ve kadın hayatın her devresinde birçok sorun
yaşamaya devam ediyor...
21. yüzyılı gelişme, teknoloji, bilim çağı
olarak yaşadığımız dünyada;
kadınlar için "medeniyet ve insanlık" adına çok
şeyin olumlu anlamda değişmesi, çocuk yaştaki
genç kızlara tecavüz edildiği, genç insanların
hayatının baharında öldürüldüğü, cinsel olarak
sömürülen, şiddete maruz kalan, iş alanlarında
ayrım gören kadınlar oldukça daha çok adımların
atılması ve bu konuda toplumun gerçekten
bilgilendirilmesi gerekiyor..
|