|
Gönderilen insanların ne kadarı yerine
ulaşabildi, ne kadarı yollarda öldü veya
öldürüldü? Tehcir ve sonrası hakkındaki temel
görüş ayrılıkları nelerdir? Tarihçiler,
diplomatlar ve Türkiye Ermenileri 1915’i
tartışıyor.
23 Ocak 1913’te o ünlü Babıáli Baskını ile
iktidarı yeniden ele geçiren İttihat-Terakki
yönetimi, Balkan bozgununun acısını hiç değilse
bir miktar hafifletmek için askeri tedbirler
almaya başladı. Yönetimdeki Talat, Enver ve
Camal Paşaların Almanlar’a yönelik sempatisi,
yeni hükümetin politikasının da esası olacaktı.
Enver Paşa, Almanlar safında girilecek savaşın
en azından Turan hayallerini gerçekleştirmeye
yardım edeceğini düşünüyordu. Osmanlı Devleti,
20 Temmuz 1914’te tarafsızlığını ilan ettiği
halde, İngiliz gemilerinin kovaladığı ‘Goeben’
ve ‘Breslau’ adlı iki Alman zırhlısı, Enver
Paşa’nın izniyle Türk kara sularına girecekti.
İtilaf Devletleri’nin protestoları karşısında
ise bu iki zırhlının Osmanlı Devleti tarafından
satın alındığı duyurulacak, ‘Yavuz’ ve ‘Midilli’
adları ile donanmaya dahil edilecekti.
ÜÇ CEPHEDE SAVAŞ
Donanma Komutanlığı’na getirilen Amiral Souchon,
Enver Paşa’dan aldığı yazılı izne dayanarak Türk
bayrağı çekilen Yavuz ve Midilli’yi de alıp
Karadeniz’e açılacak ve başta Sivastapol olmak
üzere Rus limanlarını bombalayacaktı. Bunun
üzerine Ruslar 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş
ilan edecek, İngilizler de 3 Kasım’da
Çanakkale’yi topa tutacaklardı.
Balkan bozgununun yorgunluğunu ve moral
bozukluğunu üzerinden atamayan Osmanlı ordusu,
üç cephede birden yeniden savaşa girmişti.
Çanakkale’de 1. ve 2. Ordu, Kafkaslar’da 3.
Ordu, Suriye ve Filistin cephesinde ise 4. ordu
görev yapıyordu.
Ermeni meselesi, 3. Ordu’nun temel problemiydi.
Balkanlar’daki milliyetçilik hareketlerine
paralel bir biçimde, Osmanlı tarafından
‘millet-i sadıka’ (sadık millet) olarak
tanımlanan Ermeniler’den bazıları, bağımsız bir
Ermenistan kurma hayali ile öteden beri
örgütleniyorlardı. Özellikle, ‘93 Harbi’ olarak
bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında
milliyetçi Ermeni çeteleri, Ruslarla işbirliği
yaparak büyük hayal kırıklığına sebep
olmuşlardı.
İşte 1914 yılında Ruslarla yeniden savaşa giren
3. Ordu’nun en büyük sorunu, cephe gerisinin
güvenliği ve lojistik desteğin
sürdürülebilmesiydi. Daha önce, II. Abdülhamid
tarafından Kürt aşiret reislerine kurdurtulan
‘Hamidiye Alayları’nın bölgede yarattığı terör,
Müslüman halkla Ermeniler arasında gerginliği
iyice artırmış, milliyetçi Ermeni çetelerinin
isyanları ise işin iyice tuzu biberi olmuştu.
AYDINLARA TUTUKLAMA
Bölgede çetelerin kışkırttığı sivil halkın
birbirine girmesi için gereken kıvılcım Rus
savaşıyla çakılmıştı. Üstelik o sırada Osmanlı
ordusunda pek çok Ermeni asker mevcuttu. Enver
Paşa, ilkin bu Ermeni askerlerin
silahsızlandırılması emrini verdi. 18 Mart’taki
Çanakkale Savaşı’ndan kısa bir süre sonra,
milliyetçi Ermeni örgütlerinin Van’da
başlattıkları isyan üzerine İttihatçı yönetim
yeni tedbirler aldı. Bunların ilki, 24 Nisan’da
İstanbul’da yayımlanan Ermeni gazetesi
‘Azamart’ın bürosunu basmak ve aralarında
doktor, yazar, gazeteci ve milletvekillerin de
bulunduğu Ermeni aydınlarından iki binden fazla
kişiyi tevfik etmekti. Bunların önemli bir
bölümünden bir daha haber alınamayacaktı.
Arkasından, Enver Paşa, İçişleri Bakanı Talat
Paşa’ya, 2 Mayıs 1915 tarihinde bir telgraf
çekerek, bölgede yaşayan Ermenilerin ya Rus
ordularının üzerine ya da Anadolu’nun muhtelif
bölgelerine doğru sürülmesini talep ederek şöyle
dedi:
‘Bir mahzur yoksa, isyancıların ailelerini ve
isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına
göndermeyi ve onların yerine sınırlarımız içine
dışarıdan gelen Müslüman halkın
yerleştirilmesini tercih ederim.’
Yani daha Tehcir Kanunu çıkmadan, Ermeniler göç
ettirilmeye başlanmıştı. Padişah Mehmet Reşat
imzalı ve 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu,
sadece bunu resmi hale getiriyordu. Kendilerine
tanınan süre iki haftaydı. Kıymetli eşyalarını
yanlarına alabilecekler, geride kalan mülkleri
ise mahalli yönetimler tarafından satıldıktan
sonra parası kendilerine ulaştırılacaktı.
Devlet, sürgün güzergáhındaki güvenliği
sağlamakla kalmayıp beslenme ve sağlık gibi
temel ihtiyaçları da karşılayacaktı. Ne var ki,
kimi yerlerde Teşkilát-ı Mahsusa bünyesinde
bulunan Topal Osman gibi çete reislerinin
kafilelerin güvenliğini sağlamakla
görevlendirilmeleri, ölümleri de beraberinde
getirdi. Ermeni kafilelerinin yanlarında, altın
gibi değerli eşyalar taşıdıkları dedikodusu ise
yağmacıların iştahlarını kabartan ana unsurdu.
TALAT PAŞA’NIN ANILARI
Talat Paşa, hatıralarında duyduğu pişmanlığı şu
sözlerle dile getirecektir:
‘Esas itibariyle askeri bir ihtiyat tedbirinden
başka bir şey olmayan tehcir, vicdansız ve
seciyesiz (karaktersiz) insanların elinde bir
facia şeklini almıştır. Maksadım bu hareketlerin
çirkinliğini gizlemek değildir.’
Talat Paşa’nın bu sözleri geç gelen bir
saptamaydı. Pişmanlık dolu bu sözler kayda
geçirildiğinde, onbinlerce masum Ermeni yurttaş
yollarda ölmüştü. Milliyetçi Ermeni çetecilerin
saldırılarında da binlerce masum Müslüman
katledildi.
Öyle ki, İttihat-Terakki’nin dışında kalmaya
büyük özen gösteren Mustafa Kemal, Misak-ı
Milli’ye tehcirin sorumluları için bir ‘tecziye’
(cezalandırma) maddesi koyacaktır. İzmir
Suikasti esnasında ünlü İttihatçılar’ın
yargılanmaları ve bazılarının idam edilmesi
biraz da bunun sonucuydu.
Biz bu yazı dizisinde, 1915 yılında ne olduğunu,
konunun uzmanlarına sorduk ve bütün görüşlerin
yansıtılması için çaba harcadık.
YARIN: TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu
Üç maddelik TEHCİR KANUNU
1. Vakt-i seferde (sefer vakti) ordu, kolordu ve
fırka (tümen) kumandanları ve bunların vekilleri
ve müstakil mevki (bağımsız garnizon)
kumandanları ahali tarafından herhangi bir
suretle evámir-i hükümete (hükümet emirlerine)
ve müdafaa-i memlekete ve muhafaza-i asayişe
müteallik (ilişkin) icraat ve tertibata karşı
muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet
(direniş) görürlerse hemen kuvva-yı askeriye
(askeri kuvvetler) ile en şiddetli surette
tedibát yapmaya (cezalandırma) ve tecavüz ve
mukavemeti esasından imha etmeye mezun (izinli)
ve mecburdurlar.
2. Ordu, kolordu ve fırka kumandanları icábat-ı
askeriyeye mebni (askeri icaplardan ötürü) veya
casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kurra
(köyler) ve kasabát (kasabalar) ahalisini
münferiden veya müctemian (tek tek veya toplu
halde) diğer mahallere sevk ve iskán
ettirebilirler.
3. Neşri tarihinden muteberdir.
TÜRKİYE VE ERMENİSTAN’DA EŞZAMANLI YAPILAN
ANKETİN SONUÇLARI
Çoğunluk sınır açılsın diyor
TESEV ile HASA’nın Türkiye ve Ermenistan’da
eşzamanlı olarak yaptığı anket, her iki ülke
insanlarının da sınır kapılarının açılmasından
yana olduğunu ortaya çıkardı. Yine ankete göre
iki ülkede de büyük çoğunluk, diplomatik ilişki
kurulmasını istiyor.
ERMENİSTAN ile Türkiye arasındaki sınır
kapılarının açılmasını onaylama oranı
Emenistan’da yüzde 62.7, Türkiye’de ise yüzde
50.9 gibi yüksek bir rakamı buluyor. ‘Sınır
kapıları açılmasın’ diyenler Ermenistan’da yüzde
31.1, Türkiye’de ise 32.2’de kalıyor. İki ülke
arasında diplomatik ilişki kurulmasını
isteyenlerin oranını da yüksek. Diplomatik
ilişki kurulmasını isteyen Ermenistanlı
katılımcıların oranı yüzde 87.7. Türkiyeli
katılımcıların yüzde 64.6’sı da konuya olumlu
yaklaşıyor.
Türklerin yüzde 51.2’sinin Ermeni arkadaşı
olduğunu ortaya koyuyor. Türk arkadaşı olan
Ermenilerin oranı ise yüzde 28. Anket, Türklerle
şu veya böyle temas kuran Ermenilerin daha
olumlu bir tutum içine girdiğini somut bir
biçimde gösteriyor.
Karşılıklı arkadaşlık kadar etkili olan bir
başka unsur, karşılıklı seyahat. Şu veya bu
nedenle Türkiye’yi ziyaret etmiş, bir süre
kalmış bir Ermenistan yurttaşı, ‘olumsuz’
düşüncelerini değiştirmemekle birlikte, ‘çok
olumsuz’ kategorisinden hızla uzaklaşıyor.
Türkiye’ye hiç bulunmayanların Türkler
hakkındaki ‘çok olumsuz’ düşünceleri yüzde
28.5’te seyrederken, Türkiye’de bulunmuş
insanlarda bu oran yüzde 10.5’e düşüyor.
Bir başka çarpıcı sonuç da, Türkiye ve
Ermenistan halklarının ilişki düzeyini tespit
etmeye yönelik sorunun cevabında gösteriyor
kendisini. Her iki ülkenin insanları, Türklerle
Ermenilerin birbirleriyle iyi geçinmek
istemediğini düşünüyor. ‘Genellikle sevmezler’
diyenlerin Ermenistan’da yüzde 51.3’ü,
Türkiye’de yüzde 33.6’yı bulması, bunun
göstergesi.
|