Osmanlı Devleti ve müttefikleri İngiltere, Fransa ve
Piemento ile Rusya arasında, 1853-1856 yıllarında yapılan
savaş.
1800’lü yıllarda dünyada iki büyük İslâm devleti vardı. Biri
Osmanlı Devleti, diğeri ise, Hindistan’daki Gürgâniye
(Babür) Hükümdarlığıydı. İslâmiyet'in büyük düşmanı olan
İngilizler ise, devamlı bu iki devleti nasıl yok
edebileceklerini planlamakla meşguldüler. Önce Gürgâniye
Devletini parçalamaya karar verdiler. Böylece hem Asya’daki
Müslümanları başsız bırakacaklar, hem de Hindistan’ın
hazinelerine ve ticaretine hakim olacaklardı. Fakat Osmanlı
Devletinin, buna mâni olmasından korkuyorlardı. Bunun için,
Osmanlı Devletiyle Rusya arasında savaş çıkarmaya
çalıştılar. Sıcak denizlere inme hayaliyle yanıp tutuşan
Rusya’yı devamlı tahrik ettikleri gibi, sadrazam Mustafa
Reşid Paşa'yı da kandırarak, Rusya’ya karşı düşmanca tavır
takınmasını temin ettiler. İngilizlerin asıl maksadını
anlayamayan Rus Çarı Birinci Nikola, İngilizlerle, Osmanlı
toprakları hakkında görüşmeye karar verdi. 9 Ocak 1853’te
Sen-Petersburg’un kışlık sarayında verilen bir baloda,
İngiliz elçisine Osmanlı Devletinin topraklarını paylaşmayı
teklif etti. Ancak, İngiltere bu teklifi reddettiği gibi,
durumu Bâbıâli’ye de bildirdi. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı
Devleti hakkında, tek başına tedbirler almaya kalkıştı.
İstanbul’a prens Mençikof’u elçi olarak gönderip, Fransa’nın
Kudüs’te daha önceleri Katolikler adına sağladığı
imtiyazların Ortodokslar için de tatbik edilmesini, Ortodoks
tebaanın himayesinin Rusya’ya verilmesini istedi. Fakat
Mustafa Reşid Paşa, bu teklifleri reddedip meselenin
diplomatik yollardan çözümünü önledi. Bunun üzerine
Avusturya İmparatorluğu ile Prusya Krallığı, İstanbul ve
Petersburg’a kendi hakemliklerinde bir konferans toplanıp
savaşın önlenmesini teklif ettiler. Rusya, bu teklifi kabul
ettiği halde Mustafa Reşid Paşa, İngilizlerin tahriki ile
reddetti. Böylece, iki devlet arasında münasebetler tamamen
kesildi. Rusya, savaş ilan etmeden Eflak ve Boğdan’ı işgal
etti. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 4 Ekim 1853’te Rusya’ya
harp ilan etti.
Tuna cephesinde savaş, Türk topçu ateşiyle başladı
(23.10.1853). İlk gün, Ruslar, 300 asker kayıp verdiler.
Ömer Paşa, 27 Ekim’de Vidin’den doğuya doğru Tuna dirseğini
geçerek Romanya’ya girdi. Kalafat’ı aldı. Tutrakan ve
Yerköyü’nden de Romanya’ya asker sokan Ömer Paşa, Oltenisa
meydan muharebesinde, Rus kuvvetlerini bozdu (5.11.1853).
Binlerce ölü ve yaralı veren Ruslar, bozgun hâlinde Bükreş’e
kaçtılar.
Anadolu cephesinde de Müşir Abdülkerim Nâdir Paşa,
Kafkasya’da harekâtta bulunup, Şeyh Şâmil ile irtibat kurdu.
Şeyh Şâmil vasıtasıyla, Kafkasya’daki yerli ahaliden Ruslara
karşı destek sağlandı. Fakat, Tuna cephesindeki başarı, bu
cephede sağlanamadı. Bunun üzerine Abdülkerim Nâdir Paşanın
yerine erkân-ı harbiye reisi olan Ahmed Paşa, cephe
kumandanı oldu.
Bu arada Rus Karadeniz Donanması, Sinop’ta yatan 12 parçalık
Türk filosunu bastı (30 Kasım 1853). Filonun tamamı imha
edilince, iki binden fazla Osmanlı bahriyelisi şehid oldu.
Sinop’un Müslüman mahalleleri, bombardıman edilerek tahrip
edildi. Birçok sivil de şehid oldu.
Bunun üzerine İngiltere, Rusya ile diplomatik
münasebetlerini kesti. Rus çarının, Kudüs’te Katoliklere
karşı Ortodoksları ayaklandırdığını ileri sürerek, Rusların
Akdeniz’e inmesini istemeyen Fransa’yı da yanına alıp, 1854
Mart’ında, Rusya’ya resmen savaş ilan etti. İki devlet,
Osmanlı Devletinin yanında yer aldı.
Müttefik kuvvetleri, 31 Mart’ta Gelibolu’da toplandı.
İngiliz kuvvetlerine Lord Raglen, Fransız kuvvetlerine
Mareşal Arnard, Tuna boyundaki Osmanlı Ordusuna ise Ömer
Lütfi Paşa kumanda ediyordu. Ömer Paşa, 17 Nisan’da Küçük
Eflak ve Sırbistan arasındaki Kalafat Muharebesinde Rus
taarruzunu püskürtüp, düşmanı Karayova’ya kadar seksen
kilometre kovaladı. Müttefik donanmasına Odesa’dan ateş
edilmesi üzerine, şehir topa tutuldu. Sekiz gemilik müttefik
filosu on beş Rus gemisini batırıp, istihkâm ve
tahkimatlarını, mühimmat depolarını, tersane tesislerini
tahrip ederek on üç gemiyi de ele geçirdi.
15 Mayıs’ta Ruslar, Güney Dobruca’da mühim bir Türk kalesi
olan Silistre’yi muhasaraya başladılar. 80 000 kişilik Rus
ordusu, kaleyi savunmakta olan Musa Paşanın emrindeki 10 000
kişilik kuvvet karşısında bozguna uğradı. 41 gün içinde
yaralanma ve ölüm sebebiyle birkaç defa kumandan değiştirmek
zorunda kalan Ruslar, 25 Haziranda 15 bin ölü, 25 000 yaralı
vererek muhasarayı kaldırdılar. Ömer Paşanın kuvvetleri
karşısında da duramayan Ruslar, 6000 kayıp verdikten sonra
Romanya’yı boşaltıp Boğdan’a çekildiler. Rus kuvvetlerinin
yerine, 6 Ağustos’ta Türk kuvvetleri girdi. Rus zulmünden
bıkan Romanyalılar, Osmanlı kuvvetlerini sevinçle karşılayıp
büyük merasimler tertip ettiler. Hıristiyan olmalarına
rağmen, Büyük Bükreş kilisesinde dua edip, Osmanlı
hakimiyetinde bulunmalarına sevinçle şükrettiler.
Osmanlı Devleti ve müttefikleri, Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu ile antlaşma yapıp, Eflak, Boğdan ve Tuna’nın
güvenliğini bunlara vererek Kırım’a saldırmaya karar
verdiler. İngiliz ve Fransız donanması, Baltık’a açılıp
Rusları taciz etti. Temmuz ayından beri Varna’da bulunan 55
000 kişilik müttefik kuvvetleri, Eylül ayında Kırım’a
hareket etti. 14 Eylül 1854’de, Kırım’a çıkarma yapıldı.
Müttefik kuvvetlerin hedefi, Rusların Karadeniz’deki en
kuvvetli ve müstahkem liman şehri Sivastopol’du. 19 Eylülde
Eskihisar mevkiinden hareket eden müttefik kuvvetleri, Prens
Mençikof idaresindeki 50 000 Rus askeri ile Alma’da
muharebeye tutuştu. Rus kuvvetleri beş bin ölü, on iki bin
yaralı verip, bozguna uğrayarak Sivastopol’a çekildi. Orada
çok çetin bir savunmaya başladılar. Sivastopol’u kuşatan
müttefik kuvvetler, şehir yakınındaki Balaklava limanını
işgal ettiler. 25 Ekim’de Balaklava ve 5 Kasım’da İnkerman
savaşlarında Ruslar, 90 000 askerle savaşmalarına rağmen,
Osmanlı kuvvetlerinin kahramanca çarpışması sebebiyle
yenildiler. Bu yenilgileri hazmedemeyen Prens Mençikof,
kederinden ölünce, yerine general Gorçokof atandı.
Tuna cephesinde Rusları bozguna uğratıp, bu taraftan
gelebilecek tehlikeleri bertaraf eden Ömer Paşa, Şubat
başında Kırım’a gelip, 17 Şubat 1855’te Gözleve Meydan
Muharebesinde, Rus ordusunu bozdu.
Bu arada Rus Çarı Birinci Nikola ölmüş, yerine oğlu İkinci
Aleksandr geçmişti. Kırım’da bulunan toplam müttefik kuvveti
202 000 kişiye ulaşmış, Osmanlı Devletiyle yaptığı antlaşma
ile, Sardunya Krallığı da müttefiklerin yanında savaşa
girip, 16 000 askerini Kırım’a göndermişti.
24 Mayısta Kerç’i ve 28 Mayısta Anapa’yı alan müttefik
kuvvetleri, 7 Haziran’da Sivastopol’a yaptıkları umumî
taarruzla, Ruslara 20 000 asker zayiat verdirip, 73 top ele
geçirdiler. Müttefik kuvvetlerin verdiği kayıp, 5000 idi.
Bu savaşın maddî kaynaklarını karşılamakta güçlük çeken
Osmanlı Devleti, Mustafa Reşid Paşanın sadareti zamanında
ilk defa dış borçlanmaya girdi. İngiltere ve Fransa’dan
5.000.000 altın borç alındı. Bundan sonra, dış borçlanmanın
sonu gelmeyecek ve 20 yıl geçmeden, Türk maliyesi, iflasın
eşiğine adım atacaktır.
Müttefikler 1855 baharında büyük hazırlık yaparak Kırım’ın
asker, mühimmat ve erzak stokunu takviye ettiler. Komuta
kademesinde de değişiklik oldu. Fransız kuvvetlerinin başına
general Pelisier, Lord Raglan’ın hastalıktan ölmesiyle de
yerine İngiliz generali Simson tayin edildi. 24 Mayısta
Rusların Sivastopol’a asker sevkiyatı yaptığı stratejik
önemi olan Kerç Boğazına müttefiklerin asker çıkartmasıyla
harekât başladı. Buharlı savaş gemilerinden meydana gelen
yirmi iki gemilik filo, Azak Denizine gönderildi. Rusların
Karadeniz sahilleri işgal edilerek, pek çok kayıp
verdirildi.
Yaz boyu bütün şiddetiyle devam eden çarpışmalardan sonra,
Sivastopol’a karşı umumi hücuma geçildi. Ruslar, büyük
yardım almalarına rağmen 8 Eylülde Malakit istihkâmlarının
zapt edilmesi üzerine, dayanamayacaklarını anlayıp, şehri
terk etmeye başladılar. Müttefik kuvvetleri, 9 Eylülde
Sivastopol’a girdiler. 11 ay süren kuşatma çok kanlı olmuş,
iki taraf da büyük kayıp vermiş ve Sivastopol harabeye
dönmüştü.
Müttefikler, harekâta devamla Kılburnu Zaferini kazanıp, Özi
Kalesini zaptettiler. Bu cephede de Rusların savaşacak gücü
kalmadı.
Kafkas cephesinde ise, Ruslar, Doğubeyazıt'ı alarak Kars’ı
kuşattılar (15 Temmuz 1855). Kars’ın tahkimatı pek iyi
olmamasına rağmen, Müşir Mehmed Vâsıf Paşa, 15 000 askeriyle
40 000 kişilik Rus kuvvetlerine başarıyla karşı koydu.
Devamlı takviye alan Ruslar, 29 Eylülde umumî taarruz yapıp,
7000 ölü 10 000 yaralı verdilerse de geri çekilmediler.
Kırım’da savaşın bitmesinden yararlanan Ömer Paşa, Kafkas
cephesine yardım için Sohumkale’ye çıktı. İngur Meydan
Muharebesinde Rus ordusunu dağıttı (6 Kasım 1855) ve Kars
üzerine yürüdü. Fakat uzun süredir ikmal alamayan Kars,
açlıktan düştü (28 Kasım 1855).
Kars’ın düşmesiyle harp fiilen bitti ise de, Ruslar sulha
yanaşmadı. Ancak Avusturya’nın ültimatomu üzerine sulhu
kabul etti. 1856 Şubat ayında Viyana protokolü ile sulhun
ana hatları kabul edildi ve savaş sona erdi. Savaşa askerî
güçleriyle yardım eden İngiltere ve Fransa, bu yardımlarına
karşılık Osmanlı Devletinden, Tanzimat fermanını teyid eden
ve onu tamamlayan Islahat fermanının yayınlanmasını
istediler. Devrin sadrazamı Âlî Paşa ile Fransız ve İngiliz
elçilerinin ortaklaşa hazırladıkları yeni ferman, antlaşma
imzalanmadan önce ilan edildi. Binlerce şehid, dayanılmaz
malî külfet ve sıkıntılara mâl olan başarıların meyvesini
Osmanlılar değil, göstermelik olarak savaşa giren Osmanlı
müttefikleri topladı. Osmanlı Devletinin iç ve dış
siyasetinde yabancı müdahalesine her zaman açık kapı bırakan
bu ferman, Osmanlı toplumu ve ekonomisini Avrupa
ekonomisinin nüfuz sahası içine sokarak bağımlı hâle
getirdi. Bu ferman sayesinde çeşitli mezheplere bağlı
Hıristiyan tebaaya, Rusların harp öncesi teklif ettiği
haklardan daha fazlası verildi. Bu fermanın yayınlanmasından
sonra görüşmelere Paris’te devam edildi. Osmanlı Devleti,
Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya-Macaristan ve
Prusya’nın katıldığı Paris görüşmeleri 30 Mart 1856’da
sonuçlandı. (Bkz. Paris Antlaşması)
Kırım Savaşı, Osmanlı Devletinin toprak kaybına sebep
olmamasına rağmen, siyasî olarak aleyhine oldu. Devlet
iktisaden çöktü. Müttefikler kârlı çıktı. Osmanlı Devletini
Rusya ile meşgul eden İngiltere, az bir kuvvetle savaşa
girip asıl maksadını gizledi ve büyük devletlerin dikkatini
o yöne çekerek Hindistan’daki Gürgâniyye (Babürlüler)
Devletini yıktı. Topraklarını işgal ederek, Hindistan
hazinelerine sahip oldu ve ticaretini geliştirdi. Ayrıca,
Ortadoğu ve Hindistan yolunda rakibi olan Rusya’yı,
Osmanlı'yla çatıştırarak zayıflattı. Islahat fermanıyla
gayrimüslimlere verilen haklar sonunda, birçok yerde
bağımsızlık hareketlerinin çıkmasına sebep olundu. Fransa
ise, Ortadoğu’yu karıştırarak günümüze kadar süren
hadiselere sebebiyet verdi. İtalya, müttefiklerden siyasî
yardım alarak birliğini kuvvetlendirip, tamamladı. Rusya,
savaştan mağlup ayrılmasına rağmen, antlaşmaya aykırı
hareket edip, büyük idealini önce siyasî olarak, sonra da
her türlü hareketlere teşebbüs ederek devam ettirdi.